Modern Şiir Neden Anlaşılmıyor| Bünyamin Yıldırım Yazdı.

Batı’da modernist şiir denildiğinde akla gelen isimlerden biri olan T. S. Eliot, “Çorak Ülke” adlı kitabında parçalanmış bir dünyadan kalanların dilini kurar. Aynı şekilde Ezra Pound, şiiri bir imge yoğunluğu ve kültürel göndermeler ağı hâline getirerek okuru metnin içine davet eder ama bu davet bir misafirlik değildir. Türk şiirinde ise Ahmet Haşim’in “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar”ındaki, “Şairin lisanı ‘nesir’ gibi anlaşılmak için değil fakat duyulmak üzere vücut bulmuş, mûsikî ile söz arasında, sözden ziyade mûsikîye yakın mutavassıt bir lisandır” diyerek kapalılık vurgusunu, şiirin anlamdan çok sezgiye yaslanması gerektiğini savunur. Daha sonra “Balad”ın şairi İlhan Berk, dili neredeyse başlı başına bir varlık alanı olarak sözcükleri alışıldık bağlamlarından koparır. Bu isimler, yalnızca yeni bir şiir yazmamış, yeni bir okuma biçimi de talep etmişlerdir.

Modern şiirin anlaşılmamasının bir nedeni, dilin işlevinin değişmesidir.

Devam

Şair Sadi Karademir’in ilk şiir kitabı Ters Akıntı’nın 2. Baskısı Dergâh Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı!

“Ters Akıntı, modern hayatın insanı kuşatan yalnızlığına, kapitalizmin görünmez tahakkümüne karşı; savaşların, göçlerin, adaletsizliklerin ve yabancılaşmanın ortasında insan kalabilme mücadelesi için söylenmiş estetik bir itiraz. Yeni hece şiirinin sesiyle gelen bu itiraz, aşkı, insanın varoluşsal sancılarını, iç hesaplaşmalarını ve entelektüel bilgiyi imgenin derin süzgecinden geçirerek sunuyor dışarıya.

Sadi Karademir ödüllü ilk kitabı Ters Akıntı ile yeniden okur karşısına çıkıyor.”

Devam

Mekânın İnsan Üzerindeki Sirayeti|Bünyamin Yıldırım

İnsan, mekânla kurduğu ilişki nispetinde kendine yaklaştığı gibi uzaklaştığı da olur. Aidiyet hissi, mekânsal bir sükûnetten doğar çoğu zaman. “Bir yuva keşfetmek, bizi gerisin geri çocukluğumuza, bir çocukluğa, yaşamış olmamız gereken çocukluklara götürür” diyor Bachelard Mekânın Poetikası’nda . Bir yere “yuva” denmesi, o mekânın duvarlarının kalınlığından ya da kapılarının sağlamlığından değil; insanın kendini oraya ait, emniyette, muhafaza edilmiş hissetmesindendir. Yuva, insanın ruhunu toparladığı, dağınıklığını geride bıraktığı bir sığınaktır. Buna karşın, insanın içini daraltan mekânlar da vardır; orada zaman ağırlaşır, nefes kısalır, düşünce içe doğru çöker. İnsan, böyle mekânlarda yalnız kalabalıklaşır; sesler artar fakat azalır anlam. Mekân, bu hâliyle yalnızca barınılan bir alan değil, bir zemin olur insanın kaderine temas eden.

Devam

Sayın Yeni Dünya, Kasaya Lütfen! (Hikaye)| M. Sadi Karademir

Kırk beş yıldır ayakta -hiç oturmadan- duran benim gibi biri için zaman oldukça anlamsız bir şekilde akıyor. Dünyaya kazık çakmadım, aksine insanlar beni vitrinlerine bir kazık gibi çaktılar.

Çok olmadı buraya geleli, olsa olsa on yıl. Ve bu on yıl da ömrü kimine göre 400 yıl, kimine göre bin yıl olarak sayılan benim gibi biri için oldukça anlamsız bir süre. Fabrikadan üryan getirdiler beni buraya. Oramı buramı da örtmedi hayvan herifler. Kadınlara biraz daha töleranslılar sanıyorum bu konuda.  Benim diğer arkadaşlardan farkım var tabi, ben şu insan denen canlı varlığa onlardan çok daha fazla kafa yoruyorum. Ama derdimi anlatamıyorum kimseye. E çünkü ağzım sonsuza kadar kapalı.

Devam

Tanpınar Okumaları: Psikolojik Mesafe| Büşra Can

Tanpınar, kendi imgelerini bir iç tutarlılıkla ortaya koyarken acaba kendi içinde bir mazmun yaratımı mı yaptı yoksa bu başka bağlamda değerlendirilmesi gereken bir konu mu? Tanpınar kendi sözcükleriyle sanki bir harita çizmiş gibidir. Bu harita kendi evrenini adeta canlı bir organizma kılar. Sözcükler türlü muhteva ve şekillere bürünür, birbirinden beslenir ve bir akış halindedir. Geçmiş, anda yeniden kurgulanır, yeniden üretilir ve her bir üretim yeni olmakla birlikte aynı anda geçmişe de aittir. Tanpınar’ın kelimelerinin mazmundan farkı, işte bu akışla ilgili.

Devam

Yapay Zeka Şiir Yazabilir Mi?|M. Sadi Karademir

Hakikatin özüne, hangi şair tek başına düşünerek yaklaşabilmiştir? Şiir, bilimsel bilgiden ziyade, duyumsal ve sezgisel bir özellik taşır. İyi bir şiirde her kelimenin kendi başına yeni bir ruhu da vardır. Yapay zekânın, kelimeye ve mısraya güzel, yeni, çarpıcı bir anlam üfürecek bir nefesi yoktur.

Devam

Elemin Romantizmi: Marya|Hüseyin Ersavaş

Bir başkası için güzellik kaynağı olan, güzel olması yönüyle sevdiğini hatırlatabilecek her nesne şiir öznesi için elem vericidir. Yıldızlar, su, okyanus, yeryüzü… Çevresindeki her şey özneyi kahretmektedir. Öznenin nazarıyla yıldızlar hoyrattır, ay basit bir asma fenerdir, liman nankördür. Sadece bulunduğu mekana, şehire yabancı değil, Marya’nın bulunmadığı her yere, denize, göğe de yabancıdır. Bu yabancılık hali geçici bir durum da değildir, Marya baharda geleceğini söylemesine rağmen gelmemiştir ve gelmeyecektir.

Devam

Toplum Neden Şiire İhtiyaç Duyar| Bünyamin Yıldırım

Toplumların kendi tarihi ve her tarihin de kendi destanı vardır. İşte şiir, destanların sayfalarına nakşedilmiş sessiz bir mürekkeptir. T.S. Eliot Denemeler’de şiirin toplumsal, törel, siyasal ve dinsel gibi boyutlarının olduğunu ve şairin şiirinin, zamanı geçmesine rağmen hâlâ diri kalması gerektiğini savunur. Toplumun hafızası sıradan cümlelerle değil, tekrarlı ritimler ve metaforlarla örülüdür.

Devam