Elemin Romantizmi: Marya|Hüseyin Ersavaş

-Bekir Sıtkı Erdoğan’ın Efsanevi Aşk Şiiri Marya Üzerine Düşünceler-

Bazı şiirleri okumaktan, bazı müzikleri dinlemekten, bazı filmleri izlemekten korktuğumuz olur. Bu korkulu istekler öylesine güçlüdürler ki defalarca yolumuzun kesişmesine rağmen bir sonraki buluşmada bizi yine hüznün kuyusuna çekebilirler.Bilmediğimiz bir dürtü ile sürükleriz kendimizi, bu dibi kestirilemeyen kuyuya. Bu yazı da böylesi bir kuyudan Bekir Sıtkı Erdoğan’ın “Marya” şiirinden sesleniyorum okuyucuya.

Bekir Sıtkı Erdoğan, 1926’da genç Cumhuriyet’in ilk yıllarında dünyaya geldi. Asker bir babanın çocuğu olarak çeşitli şehirlerde bulunmuş, liseyi Kuleli Askeri Lisesi’nde tamamladıktan sonra Ankara’da  Kara Harp Okulu’na girmiş ve subay olarak mezun oldu. Şairliğe genç yaşta başlayan Bekir Sıtkı, ilk şiir kitabı Bir Yağmur Başladı‘yı1949’da yayımlandı. İlk şiir kitabının 16 yıl aranın ardından 1965’te ikinci şiir kitabı Dostlar Başına’yı Ankara’da yayımlanmıştır. “Marya”, “Binbirinci Gece” ve “Kışlada Bahar” şiirleriyle ünlenen şair 2014 yılında İstanbul’da vefat etti.

Şairin -hemen her şiirinde izlenebildiği gibi- özellikle bu üç şiirinde, mahrumiyet, hasret, elem duygularının yoğum biçimde işlendiği; bu duyguların şiirlerin odağını oluşturduğu görülür. Bu şiirlerde şiir öznesinin sevdiğinden ayrı oluşu, ona ulaşmasının mümkün olmayışı ortak bir tema olarak yer alıyor. Bu ayrılığın ve hasretin yarattığı mahrumiyet, elem ve özlem; bu şiirlerde ulaşılan en belirgin duygulardır. Bu yönüyle Bekir Sıtkı şiirinde “elem”in bir romantizm unsuru olarak kullanıldığı söylenebilir.

Bekir Sıtkı’nın, bu yazının da konusu olan, “Marya” şiirinde de elemin romantik bir unsur özel bir yeri vardır. Şiirde lirik duygular samimice işlenmiş, atmosfer şiirin ruhuna uygun olarak ustaca yaratılmıştır. Bu şiiri iki parça olarak düşünmek mümkündür. İlk bölümünde, şiir öznesi etrafını seyrederek atmosferi tasvir eder. Bu sessizliği, tenhalığı ve mahrumiyeti çağrıştıran bir atmosferdir. Şiirdeki “sahil”, “tarassut kulesi”, “balıkçı” gibi ifadelerinden öznenin deniz kenarında bulunduğu anlaşılır. Bu sahnenin ardından, şiirin ikinci bölümünde özne, kavuşmak istediği Marya karakterine seslenir. Hâlini, çaresizliğini, arzusunu dile getirir. Şiir karşılıklı dialogtan ziyade bir mektubu andırır, öznenin hitap ettiği Marya’dan bir cevap yoktur. Özne, Marya’nın cevapları tahmin ederek tek taraflı ifadelerini ardı ardınca sıralar. Şiir bu seslenişlerle sonlanır.

Şiirin Sustu Another Life Gazinosu/Sustu şarkılar dizeleri bu romantizmin daha ilk kelimelerden başladığının habercisidir. Susan şeyin bir gazino, gazinodaki şarkılar olması, önceden orada bir eğlence olduğu sonradan şarkıların susmasıyla bu keyifin yerini kederin almış olmasını haber verir. Gazinonun susması, aynı zamanda tüm şehre etki eden bir durumdur, şehire ulaşan ses “arya” bu gazinodan ulaşmaktadır, bu yönüyle gazinonun şehrin kalbini teşkil eden bir rolü vardır. Gazinodaki suskunluk tüm şehri sükuta boğmaktadır, bu yönüyle şehre hayat veren şeyin şarkının çalması olduğu düşünülebilir. Şarkıların susmasıyla ölen şehir, büyük bir karanlığı, yani “geceyi” beraberinde getirecektir. Şehirdeki bu hüzün atmosferi, ferahlıktan sonra gelen bu sıkıntı hali şiir boyunca devam edecektir. Şiirin ilk dizelerindeki sükut halinin şairin ilham kaynağını ifşa ettiğini hissediyorum. Sanki şair yalnızlık-tenhalık ve neşeli müziğin kaybolmasıyla ilham bulmuş ve şiirine başlamıştır.

Sonraki dizelerde şiir öznesi şehrin sessiz, şüpheli, tenha halini betimlemeye devam eder, bu noktada henüz Marya’ya seslenmeye başlamamıştır. Fakat bu durum çok uzun sürmez. Hiçbir şey düşünmek istemiyorum, hiçbir şey dizesiyle şiir öznesi Marya’yla konuşmaya başlar. Hemen sonraki dizede öznenin gözü bir gözlem kulesinde yanan kırmızı ışığa takılır ve bunu dile getirir. Bu dizeyle beraber öznenin bilinç akışı tekniğiyle gördüklerini ve aklına gelenleri sıraladığını okuruz. Aklına gelen herşeyden sıyrılıp sadece Marya’yı düşünmeye çalışsa da gördükleri özneye elemini ve özlemini hatırlatır. Bu dizeden itibaren şiirde betimlenen sahneler arasında herhangi bir konu birliği veya doğrudan ilişki yoktur. Bu dağınık kompozisyon, sağlıklı düşünemeyen aklı karışık bir adam imajı oluşturur. Öznenin duyduğu elem, ona derli toplu bir şey söyleme imkanı vermemektedir.

Bir başkası için güzellik kaynağı olan, güzel olması yönüyle sevdiğini hatırlatabilecek her nesne şiir öznesi için elem vericidir. Yıldızlar, su, okyanus, yeryüzü… Çevresindeki her şey özneyi kahretmektedir. Öznenin nazarıyla yıldızlar hoyrattır, ay basit bir asma fenerdir, liman nankördür. Sadece bulunduğu mekana, şehire yabancı değil, Marya’nın bulunmadığı her yere, denize, göğe de yabancıdır. Bu yabancılık hali geçici bir durum da değildir, Marya baharda geleceğini söylemesine rağmen gelmemiştir ve gelmeyecektir. Bu haliyle şehrin insanları, yeri, göğü, hepsi kaybolmaya mahkumdur. Hatta Biz ki çoktan beri kaybolmuşuz dizesiyle öznenin kendisi bile Marya olmadan varlığının bilincinde olmadığını söyler. Onun gözünde Marya olmadan hiçbir nesnenin kıymeti yoktur, çünkü bu nesneler özneye yabancıdırlar ve Marya’yı hatırlatarak elem vermekten başka bir işe yaramamaktadırlar.

Şiirdeki tenha, tekinsiz ve matem dolu şehir atmofseri, betimleyici kelimelerle daima canlı tutulmaya çalışılmıştır. Şair için bu atmosferin canlılığının ne kadar ciddi bir konu olduğunu göstermek için bu betimleyici kelimeleri sıralamak istiyorum: gece, pişman bir sükut, sapsarı bir şüphe, berbat bir hal, şüpheli sinyal, kahredici hoyrat yıldızlar, nankör liman, sapsarı fon, boş iskele, tenha şehir, yıldızsız koy, matemler içinde batarya. Bu sıfatların çok uzun olmayan böyle bir şiirde sıklıkla kullanılması tesadüfi değildir. Şair ilhamını aldığı ve üzerinde durduğu bu atmosferin kaybolmasına müsaade etmemektedir. Vaktin gece olması, fonun sarı olması gözler önüne bir tablo getirir; siyah; elemin ve kaybın, sarının hüznün rengi olduğunu hatırladığımızda bu tekrarların işlevini kavrayabiliriz. Diyebilirim ki aşktan kaynaklı elemin bir romantizm unsuru olarak işlendiği bu şiirde bu duyguyu hatırlatan bir manzara daima göz önünde tutulmaya çalışılmıştır.

Şiirde elemin bir ilham kaynağı ve romantizm unsuru olduğu iddiamı, şairin kendisi de dolaylı bir şekilde ifade etmektedir. 2002’de yapılan bir röportajda Bekir Sıtkı “Marya” şiiri hakkında şunları söylemektedir:

Marya şiirine gelince: (…) Erzurum’ dan beni İzmir’ e komando kursuna gönderdiler. Bir şairin komando ile ne ilişkisi olabilir? Ama hayat bu. Komando kampını bir Fransız yüzbaşı yönetiyordu. Gündüzleri eğitim, geceleri ise İzmir’de coşkulu bir eğlence hayatı içindeydik. Komandoluk yarın öleceğini bilerek, bu geceden delicesine eğlenmek olarak yorumlanıyordu. Bize verilen mesaj iyice eğlen, sabah ölüm var deniliyordu. II. Dünya Savaşı’ nın tüm acılarını çektik. Kaybolmuş bir romantizm vardı. Acılar içinde o savaş ruhlarımıza öyle bir etki yaptı ki! Kampta olduğumuz o tarih 1953’tü. Yani Marya kamptaki acımasız ortamın içinde yazıldı.[1]

Bu alıntıdan anlaşılabileceği üzere “Marya” şiirinde şairin hayatının bir döneminden izler mevcuttur. Artık ne tayfalar mevcut, ne komondoslar dizesi kendi komandoluğuna bir işarettir. Gündüzleri ölüm tehdidi geceleri ise eğlence hayatı yaşayan bir komandonun ruh hali karanlık izler taşıyabilir. Fakat şairin dediğine göre bu elem gözden kaçan bir romantizmi de içermektedir. Şiirin ilhamının bu “kayıp romantizm”den alındığı kuşkusuz. Şiirin öznesinin,  gazino solisti olduğunu sensiz nasıl da tenha şehir dizelerinden öğrendiğimiz Marya’ya kavuşabilmesinin mümkün olmadığını yine şairle yapılan röportajdan anlayabiliyoruz. O halde bir komando olan özne, yakında ölebileceğine de inanmaktadır. Bu melankolik ruh hali, öznenin çevresindeki herşeyden rahatsız olmasını, hiçbir şeyin kendisine zevk vermemesini daha anlaşılır kılıyor.

Son olarak Bekir Sıtkı’nın romatizmini değerlendirirken bunun “arabesk” olup olmadığı sorusu akla gelebilir. Elem, romantik bir unsur olarak Türk şiirinde çok ötelerden beri karşımıza çıkar. Bu romantizmde yüzeysel bir acının kelimelerle ifade edilişinden ziyade, güçlü bir atmosfer ve katmanlı bir şiir öznesiyle aktarımı söz konusudur. Okur kendisini şiir öznesinin yerine koyabilir, çünkü özne varlığı mümkün bir insandır, atmosfer -bir aşık için- mümkün bir atmosferdir. Dolayısıyla, Bekir Sıtkı’nın bu şiirindeki elem romantizmini, arabesk olarak tanımlamam mümkün gözükmüyor.

Hüseyin Ersavaş

Not: Görsel yapay zeka tarafından Marya şiiri kullanılarak tasvir edilen hayali bir Marya’yı canlandırmakta.

Kaynaklar

Ağırgan, Özlem, Ağırgan, Mehmet. “Bekir Sıtkı Erdoğanla Söyleşi” Ozan Ağelem Dergisi 32 (2002): 3-5.

Ahmet Yesevi Üniversitesi Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü. “Bekir Sıtkı Erdoğan.” Erişim tarihi: 10.11.2025.

http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/erdogan-bekir-sitki

Duran, Ahmet. “Bekir Sıtkı Erdoğan ve Halil Gökkaya’da Şiir İlişkisi.” Yüksek lisans tezi, Ordu Üniversitesi, 2019.

Erdoğan, Bekir Sıtkı. Dostlar Başına. İstanbul: Baha Basımevi, 1965.

Erdoğan, Bekir Sıtkı. Bir Yağmur Başladı. Ankara: Güney Matabaelemlık, 1949.

Necatigil, Behçet. Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü. İstanbul: Varlık Yayınları, 2000.


[1] Özlem ve Mehmet Ağırgan. “Bekir Sıtkı Erdoğanla Söyleşi” Ozan Ağelem Dergisi 32 (2002): 5.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir