Toplum Neden Şiire İhtiyaç Duyar| Bünyamin Yıldırım
İnsan, sözcüklerin ötesinde bir varlıktır; ruhunun derinliklerinde saklar dokunamadığı sözcükleri. Toplum da insana benzer yalnızca yasalarla, kurallarla ve mantığıyla değil; hisleriyle, hayalleriyle ve sessiz yakarışlarıyla ayakta durur. Şiir, görünmeyeni görünür ve sessizliği konuşur kılan büyülü bir ayna… Tarih boyunca insanlar, büyük acılarını, saf mutluluklarını ve haykırışlarını mısralara teslim etmiştir. Şiirin ritmiyle atan, toplumun ortak vicdanıdır aslında. Çünkü kelimeler, yalnızca bir bilgi aktarımı değil, ruhun titrek ve hummalı ışığını da taşır.
Toplumun nefesi olan şiir, bir kasırga sonrası sükûnet, fırtına sonrası gök kubbede beliren güneştir. Acıyı ve umudu hafifletir, yeşertir. Yeniden canlandırır kaybolmuş hayalleri. Duygularını sıradan bir dille anlatamayan insan; şiir limanına sığınır. Toplum da çalkantılı zamanlarda bu limana demir atar. Çünkü şiir, bir anlam yaratır kaosun ortasında. Karanlık geceleri aydınlığa kavuşturan bir fener ve derin sularda yüzdürülmeye çalışılan bir umut ışığıdır o.
Toplumların kendi tarihi ve her tarihin de kendi destanı vardır. İşte şiir, destanların sayfalarına nakşedilmiş sessiz bir mürekkeptir. T.S. Eliot Denemeler’de şiirin toplumsal, törel, siyasal ve dinsel gibi boyutlarının olduğunu ve şairin şiirinin, zamanı geçmesine rağmen hâlâ diri kalması gerektiğini savunur. Toplumun hafızası sıradan cümlelerle değil, tekrarlı ritimler ve metaforlarla örülüdür. Halk türküleri, ağıtlar ve aşk şiirleri… Hepsi, bu hafızanın taşlarıyla köşelere oturur. Ve yine bu taşlar zamanın elim akışında kaybolan anıları yakalar, unutulmaya yüz tutmuş duygulara yeniden can verir. Bu yüzden şiir, geçmişle bugünün bireylerinin ortak deneyimlerinin de bir zeminidir.
Sezai Karakoç, şairleri toplumun uyarıcıları olarak görür Edebiyatı Yazıları’nda. Bu uyarıcılığın ayrıştırıcı değil, birleştirici bir vasfı vardır. Şairler şiirleriyle, toplumun kesilmeye yüz tutmuş bağlarını onarır. İnsanlar sadece ortak bir dili konuşmakla değil, ortak bir duyguyu paylaştığında toplum olmaktadır. Şiirin toplum üzerindeki derin bağı; ortak bir ritim ve duyuşun yaratılmasıyla mümkün kılınmaktadır. Şiirle beslenen toplum, var olmuş bir toplumdan öte; hisseden, duyan, düşleyen ve yaşayan bir toplumdur.
Toplumun vicdanı olan şiir, sessizleşen bireylerin nabzını tutan ağacın kökleri gibidir. Nerede adaletsizliğe uğramış bir bireyin çığlığı duyulsa bir annenin ağıdı yankılanır orada. Kalabalıklar içinde insanı insanla tanıştırır şiir; anlamı çoğaltır. Toplumun susuşu, şiirin sesini kaybetmesidir. Şiir sesini kaybetmemesi için Yahya Kemal’in “Kökü mâzîde olan âtî” ifadesinde belirttiği gibi geçmişten gelen bir toplumsal hafızaya ihtiyaç duyar. Çünkü şiir, toplumsal hafızanın kalbinde atan zamansız bir ritim, insanın içindeki insana seslenen en eski çağrıdır.
Şiirler, görünmeyeni görünür kılan, sıradan anları kutsayan ve duyguları evrenselleştiren kolektif vicdanın yankılarıdır. Şiiri olmayan toplum, ancak fiziksel bir nefes alışveriş içinde hayatını idame ettirebilir. Şiir, toplumun ruhunu besleyen, anlamsızlıklarına anlam veren ve zamana meydan okuyan kadim bir çığlıktır. Bu yüzden gelecek için her zaman bir mısra, her zaman bir duyuş ve her zaman bir şiir bulunmakta olup, toplum ise varlığını sürdürebilmesi için kendi şiirine muhtaçtır.
