Tanpınar Okumaları: Psikolojik Mesafe| Büşra Can
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın üslubunda şahsına münhasır bir duyuş ve düşünüş olduğunu yakın okumalarla idrak etmek mümkün. Kullandığı kelimelerle kurduğu yoğun çağrışım ağı, tekrar eden sembolleri ve bu kelimelerle yapılan metinler arası atıflar, onlara neredeyse mazmun hüviyeti kazandırıyor gibi görünse de Tanpınar’ın edebi/sanatsal harcını karan temel malzemelerin menşeini bu yönü dikkate alındığında salt gelenekle kısıtlamak yanlış olur. Aynı şekilde, şahsiliği, temaları, daha serbest bir biçimi kullanmasından yola çıkarak Tanpınar’ı salt modern dönem ile sınırlandırmak da okuru karmaşık ve girift bir bilmeceyi çözmenin vereceği keyiften mahrum bırakır. Biliyoruz ki Tanzimat sonrası edebiyatımız iki kere ikinin dört etmediği; normların ve olguların bükülerek, kıvrılarak -fakat bozulma demek abesle iştigal olur- kendi doğrularını bizatihi yeniden şekillendirdiği bir estetik alan/dönem.
Tanpınar eserleri üzerine yapılacak olan yakın okumalar için öncelikle Tanpınar’ın mazmun izahını irdelemek gerekli. Tanpınar, XIX. Asır Türk Edebiyatı adlı eserinde mazmun kavramını: “Mazmûn, Müslüman süsleme sanatlarındaki o girift ve tenazurlu şekiller – arabeskler gibi her tarafı birbirine cevap veren kapalı bir âlemdi. Bu kapalı âleme her kelime hususî manâları ve çağrışımları ile gelir, ancak bilmece çözüldüğü zaman gizliden gizliye kurmuş olduğu bu kıyaslarla ve oyunun araya koyduğu psikolojik mesafeden söylemek istediğini söyler, yahut çok defa imâ ederdi.”[1] ifadeleriyle izah ediyor.
Bu izahta, tenazurlu şekillerden kasıt hat, tezhip gibi sanatlar. Bu sanatların özünde tek başına değil; bütünle beraber bir anlam kazanmak gibi daha sonra sosyolojik açıdan da değerlendirebileceğimiz bir önem var. Tenazurlu şekillerle mazmun arasındaki keyfi olmayan, iç içe geçmiş ve karşılıklı göndermelerle kurulmuş bu örüntü ağının mazmuna benzetilmesi elbette tesadüf değil.
Bu noktada, psikolojik mesafe kavramına da açıklık getirmek gerekiyor. Psikolojik mesafe dolaylı, örtük ve estetik bir perde arkasından seslenme, ham haliyle dışavurumdan ziyade bir buzlu cam arkasından meseleye bakış. Bu durumun okurla metin yaratıcısının arasında bir mesafe oluşturması bilinçli bir hal. Merkezde bir anlam bulunuyor. Merkez bir sofa; etrafındaki odalar merkeze çıkıyor fakat hepsinin kilidi ayrı. Yine de nihayetinde sofada buluşuyorlar. Bu mesafe, merkezde konumlandırılmış anlama, katmanlı ulaşım yolları vesilesiyle daha yüce bir anlam katıyor. Anında erişim sanki kıymetini düşürecek gibi. Bu mesafeyle birlikte duygu itiraf halinden çıkarak bir sanat malzemesi haline geliyor. Şairin benliği birkaç adım geri çekilerek meseleyi şahsilikten çıkarıyor. Böylece söz konusu geleneksel imge düzeni, ortak bir estetik tecrübeye dönüşüyor.
İlginçtir ki bu mesafe, -Klasik şiirin hikmetinden mi yahut şairlerimizin beceresinden midir ayırt etmek zor- duyguyu satıha çekmez; yoğunlaştırarak dönüştürür. Üstelik onu zamansızlaştırır da. Ham duygu anlatıldığı anda tükenir; buğday bir nice gün içinde tükenir, nefes ise, ölünceye dek tükenmez. Ola ki, himmet ettikleri nasibi vereler.[2]
Söylenen ile kastedilen arasındaki bu mesafe, derinliğin ta kendisi. Burada artık bir başka boyut daha mevcut. Bu hususta üç katman söz konusu: şair ile kendi duygusu arasındaki mesafe, şair ile okur arasındaki mesafe ve okurla anlam arasındaki mesafe.
Şimdi tüm bu ön okumadan sonra esas konumuz şudur: Tanpınar, kendi imgelerini bir iç tutarlılıkla ortaya koyarken acaba kendi içinde bir mazmun yaratımı mı yaptı yoksa bu başka bağlamda değerlendirilmesi gereken bir konu mu? Özgür Taburoğlu, Tanpınar Sözlüğü’nde Tanpınar’ın kendi mitolojisi ve şahsi masalını yarattığından bahsediyor: Bu sözlüğün parçası sözcükler, kapalı bir anlam dairesi içinde kalmaz; ruh hâlleriyle, tabiatla, maziyle, arzuyla, hâlin gerekleriyle içli dışlı bir anlatım içerisinde değişirler.[3] Tanpınar kendi sözcükleriyle sanki bir harita çizmiş gibidir. Bu harita kendi evrenini adeta canlı bir organizma kılar. Sözcükler türlü muhteva ve şekillere bürünür, birbirinden beslenir ve bir akış halindedir. Geçmiş, anda yeniden kurgulanır, yeniden üretilir ve her bir üretim yeni olmakla birlikte aynı anda geçmişe de aittir. Tanpınar’ın kelimelerinin mazmundan farkı, işte bu akışla ilgili. Bir kere, onun kelimeleri şahsidir. İmgeleri kendi zihninin üretimidir. Yine de belirgin bir psikolojik mesafe göze çarpıyor. Bu mesafe, şairin iç dünyası ile okur arasındaki mesafedir. Mesafesi derinlik inşasına gayet müsaittir.
Bergson felsefesinde geçmiş, şimdiki bilinçle yaratıcı bir şekilde yeniden üretilir. Bu düşünceyi edebi alanda işleyerek geçmiş yerine sözcük koymayı deneyelim. Sözcükler, şimdiki bilinçle yaratıcı bir biçimde yeniden üretilir. Sözcükler yalnızca hatırlanmaz; şimdiki bilinçle yeniden biçimlendirilir. Buna karşılık, mazmunlarda bir dönüşüm söz konusu değil. Onlar geçmişte, anda ve gelecekte aynıdır. Gelenek tarafından önceden biçimlendirilmiştir. Tanpınar ise kelimeleri daha serbest şekilde esnetebilir, çağrışımlarını zenginleştirebilir; böylece okur, hem şairin iç dünyasında hem de sözcüğün kendi yaratıcı akışında gezinir.
Tüm bunlarla beraber, geleneği bir tarafa koyarak Tanpınar’ı okumaya ve anlamlandırmaya çalışmak da yanlış olur. Zaten kendisi de çelişmiyor. Geçmişi yeniden işliyor, düzenliyor. Akışta bir sanatçı Tanpınar; daima bir devinim halinde. O, Yahya Kemal gibi kökü mazide bir ati olma iddiasında değil. Lakin köklü bir geleneğin yetiştirdiği, birçok safhadan geçerek ilerlemiş Klasik edebiyatımızın kendisini etkilemediğini, mazmunlar dünyasının onun zihninde kapılar aralamadığını söylemek de eksik bir değerlendirmeye neden olacaktır. Bu kapılar, doğrudan taklit için değil; imge ve sesin bilinçte yarattığı yankılar için vardır. Kendisinde bu yankıyı akis sözcüğünde bulmak mümkün. Tanpınar’da geleneğe ait malzeme, doğrudan mazmun gibi sabit bir imge olarak kalmaz. Onun içinde dönüşür, yeni anlamlar kazanır doğru ama köklerinden tamamen kopmaz.
Söz sonuna gelince, Tanpınar’ın psikolojik mesafesi, duyguyu gizleme amacı taşımadan gizler; onu yoğunlaştırır, geçmişin akisleri ve anın parçalanmaz akışında geleneğin izlerini de kendi içinde harmanlayarak sunar.
Sonrası, sonra…
Büşra Can
[1] Ahmet Hamdi Tanpınar, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2001, s. 11–12.
[2] Cafer Şen, “Yûnus Emre ve Hacı Bektaş Velî Arasında Geçen Menkıbeye Psikanalitik Bir Yaklaşım”, DEÜİFD Türk Kültürünü Mayalayanlar Özel Sayısı (2021), s. 134.
[3] Özgür Taburoğlu, Tanpınar Sözlüğü: Şahsî Bir Masalın Simgeleri, İstanbul: Doğu Batı Yayınları, 2019, s. 9.
